13 Nisan’da Selanik’te,  NATO’nun Yugoslavya’ya yönelik askeri müdahalesinin 20. Yılı ve NATO’nun kuruluşunun 70. yılı vesilesiyle YKP(m-l)’nin örgütlediği uluslararası sempozyum gerçekleştirildi.

SELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUM
SELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUM

Sempozyuma Türkiye’den TKP/ML, Yunanistan’dan YKP(m-l) ve İtalya’dan Maoist Komünist Parti (İtalya) katılım sağladı. Gerçekleşen etkinlikte sempozyum sunumları dünden bugüne NATO ve NATO’nun askeri-politik karakteri ve halklara yönelik düşmanlığına dair vurgular yapıldı. Bunun yanında balkanlar ve doğu Avrupa’ya yönelimi, Yugoslavya müdahalesi üzerine tartışmalar yürütüldü.

İlginin oldukça yoğun olduğu sempozyum, Komünist ve devrimci hareketlerin ezilen halklara ve uluslara yönelik emperyalist saldırganlığa karşı ortak mücadele çağrıları ile sonlandırıldı.

TKP/ML’nin etkinlikte gerçekleştirdiği sunumun tam metni şu şekilde:

YUGOSLAVYA KANLI COĞRAFYA VE EMPERYALİZMİNİN MÜDAHALESİNİN 20. YIL DÖNÜMÜ.

Yugoslavya, önce Berlin duvarıyla başlayan sonra Rus Sosyal-emperyalizmiyle devam eden “sosyalist maskeli” Burjuva diktatörlüklerinin bir domino gibi yıkılmasında en kanlı ve sancılı çöküşü yaşamıştır. 1991’de “sosyalist maskeli” revizyonist diktatörlüklerin en büyüğü Rus Sosyal-emperyalizmi çökerken, farklı ulusları bir arada tutan çimento “proleter sınıf kardeşliği” argümanı da kullanımı olan bir maske olmaktan çıkarılmıştır. Sosyalist maskeler düştükçe, en çirkef ve çürümüş burjuva dünya görüşü ve çıkarları da kendini azgın bir şekilde ortaya sermiştir. Fedaratif, konfedaratif temelde bir arada duran bu revizyonist burjuva diktatörlükleri kendi ulusal çıkarlarına uygun olarak siyasi egemenliklerini kurmaya başlamıştır.

SELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUMSELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUMSELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUMSELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUM
SELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUM

Rus-sosyal emperyalizminin “Sovyetler Birliği” temelinde duran yapısı hızla ulusal devletler temelinde bir ortak anlaşmayla siyasi “bağımsızlığa” kavuşmuştur. Lenin döneminde her ulusun özgürce ayrılma hakkının Sovyet anayasasında garanti altına almasına dayanarak Kendi kaderini Tayin etme hakkı tanınan uluslar ayrılmıştır. Burada bu anayasal hak görece ulusal ayrışmalar da ve devletlerin “bağımsızlaşmasında” daha az çatışmalı, az kanlı bir biçimde gerçekleşmiştir. Ancak daha sonrasında Özgürce Ayrılma Hakkı tanınmayan ve zorla egemen ulus sınırları içinde tutulan Rusya’da, Ukrayna’da, Gürcistan’da bir çok ezilen ulus isyan bayrağı çekmiş ve kanlı savaşımlara yol açmıştır. Çeçenistan bunun en bilinenidir.

1991 sonrasında Federatif yapılı “sosyalist maskeli” burjuva diktatörlükleri içinde ulusal boğazlaşmanın en kanlısı yugoslavya’da gerçekleşmiştir. 1991’de Hırvatistan’ın ayrılma talebine karşı egemen ulus olan Sırplaer Yugoslavya anayasasını dayanak göstererek işgal ile izin vermemiştir. Ancak ABD ve AB desteğiyle Hırvatlar kısa sürede bağımsızlığını kazanmıştır. Yugoslavya’daki 7 devletli yapıda ayrılmak isteyen her ulus Sırp egemenliğinin Yugoslavya anayasası ihlali gerekçesi ile saldırısına uğramıştır. oldukça uzun sayılacak bir iç savaş dönemi, daha sonrasında ise barbar NATO ordularının yarı-işgali ve askeri saldırısı ile bu süreç tırmanmıştır.

SELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUM
SELANİK’TE YUGOSLAVYA’NIN NATO TARAFINDAN BOMBALANMASININ 20. YILINDA ULUSLARARASI SEMPOZYUM

Kuşkusuz 1991’de 1999’a kadar geçen sancılı ve kanlı ayrışma ve dağılmanın bir çok nedeni vardır. Ancak birinci neden, ulusal sorunun bir iç sorun olmaktan çıkıp emperyalizmle ilişkili bir dış sorun olmasıdır. Emperyalizmin ulusal soruna işgalci ve sömürgeci emelleri ile yaklaşması ve bu bağlamda kışkırtan-işgal eden ve kendine bağlı ve bağımlı bir Pazar alanı kuran yaklaşımı söz konusudur. Yugoslavya bu açıdan ABD ve AB başta olmak üzere emperyalizmin ulusal soruna bu yaklaşımının, Pazar alanı elde etme mücadelesinin önemli bir alanı olmuştur. Özellikle 1990’larla birlikte böl-parçala-yönet politikası tüm sürece damgasını vurmuştur. Kendine mutlak biat etmeyen çok uluslu toplumsal yapılar ve özellikle “sosyalist maskeli” ülkeler hedef yapılmış, bu politika incelikle AB ve ABD tarafından uygulanmıştır. Bu şekilde “sosyalist” görünümlü yapının işçi sınıfı ve ezilenler cephesinde Sosyalizme yabancılaşması için özel bir ideolojik yaklaşımla sorun kaşınmış, tırmandırılmış ve kanlı bir savaşa zemin hazırlanmıştır. Emperyalizm bu şekilde bir taşla iki kuş vurmuştur. Bir yandan yeni Pazar alanları yaratmış kendine. Diğer yandan ise “sosyalizmin” tüm itibarı revizyonist diktatörlükler içindeki bu sorunla yerle bir edilmeye ve işçi sınıfı yılgınlaştırılarak sosyalizme ve devrimlere güvensizleştirilmeye çalıuşılmıştır. Bu yönüyle sadece enternasyonal proleterya değil dünya halkları ideolojik bir kuşatma altına alınmıştır. Umutsuz ve yılgın, emperyalizme burjuvaziye biat eden bunu bir kader gören yaklaşım kitlelere kabul ettirilmeye çalışılmıştır.

İkinci neden ise, hiç kuşkusuz revizyonist burjuvazinin sosyalizmin kazanımlarını gasp etmesi ve burjuva diktatörlüğünü sosyalizm maskesiyle sürdürmüş olmasıdır. Yugoslavya 1948’den itibaren kapitalist yolcuların etkili olduğu, burjuva dönüşümün ilk ve en erken gerçekleştiği ülke konumundadır. Bir süreç boyunca sosyalizmden en hızlı geriye dönüş burada inşa edilmiştir. Sosyalizm yerine kapitalizm, proleter çizgi yerine burjuva çizgi egemen omuştur. Bu Ulusal farklılıkların sönümlenmesine dayalı sosyalist politikaların değil, meta ekonomisine dayalı kapitalizmle ulusal farklılıkların derinden ve sinsi şekilde var olmasını sağlayan politikaların uygulanması ile sonuçlanmıştır. 1974’de Yugoslavya’da Özgürce ayrılma hakkı “ulusal farklılıkların sönümlendiği kaynaşmış Yugoslavya” gerekçesiyle anayasadan çıkarılmıştır. Aslında bir burjuva diktatörlüğü olan Yugoslavya, sosyalist maskenin düşmesiyle birlikte aslına dönmüş “görünümde” olanı terk etmiştir. Ulusal burjuvalar kendi ulusların egemenliğini sağlamak üzere zemin bulmuş, emperyalizmin kışkırtmasıyla birlikte dağılma başlamıştır. İşte bundan sonrası çok uluslu diğer “Sosyalist maskeli” ülkelerden farklı olarak kanlı ve iç savaş düzeyine evrilen çatışmalara dönüşmüştür. Bir yandan farklı ulusların özgürce ayrılma hakkı Sırp egemenliği tarafından ret edilmiş, diğer yandan emperyalizme dayanan diğer ulusal burjuva sınıflar kendi sınırlarının hakimiyeti mücadelesine girişmiştir. Her iki burjuva sınıfda işçi ve emekçileri kendi gerici bayrakları altında toplamayı başarmış. Diğer uluslara karşı kanlı kıyımlara girişmiştir. Bu kıyımlarda Sırp egemen burjuvazisi ise bayrağı önde taşımıştır. Ne adına “Yugoslavyanın birliği”, “Sosyalizm” adına. Şovenizm, milliyetçilik bir kez daha sosyalizm maskesine kanlı katliamlarla sarılmaya ihtiyaç duymuştur.

 

Yugoslavya 2005’a kadar bu kanlı girdabın içinde yüzbinlerin kanının aktığı, canının alındığı bir iç boğazlaşma yaşamıştır. Revizyonizmin sürdüğü tarlayı, emperyalist gericilik istediği biçimde ekmiş ve tatlı karları için kanlı ekinler toplamıştır.

İç boğazlaşmayı kışkırtan, diğer ulus burjuvalarıyla kirli ilişkiler içine giren, vaatlerde bulunan, tatlı kar ve sömürü olanakları açan  AB ve ABD emperyalizmi 1999’da Kosava’da yaşanan durumu bahane ederek Sırpıstanı aylarca bombalamıştır. Parçalanmış, 6 devlete bölünmüş Yugoslavya’da yedinci devlet için bu kanlı bombalama bir zorunluluk ve ihtiyaç olarak görünmüştür. Ama daha da önemlisi “tek kutuplu” dünyanın inşa olduğu yaygarasında en güçlü ve son halka olarak Yugoslavya bombalanması tercih edilmiştir. Bu şekilde Rusya’nın tam teslimi amaçlanmış, küreselleşmeye dayalı emperyalist politikanın Asya ile en güçlü bağlantı ve geçiş noktası, jeo-stratejik sahası teslim alınmıştır. Balkanların teslim alınması Yugoslavyanın teslim alınmasına bağlıdır. Buranın işgal edilmesi, istenilen düzeyde bir Pazar alanına dönüştürülmesi ve mutlak bağımlı devletler oluşturulması Ortadoğu, Asya yönelimi ve onun güvenliği içinde hayati görülmüştür. ABD, NATO üzerinden gerçekleştirdiği bombalama, yarı-işgal ve askeri üs alanları inşasıyla aynı zamanda gelişmekte olan AB’yi de denetlemek ve onun egemnlik alanında kalıcılaşmak istemiştir. Ki bu ereğine de ulaşmıştır. Balkanların paylaşımında Alman emperyalizminin önderliğindeki AB’ye küçük pay ABD’ye ise büyük pay düşmüştür. Rusya’nın gözü önünde, onun ses çıkaramayacağı şekilde gerçekleşen bu askeri saldırganlık ve operasyonla adeta Rusya’nın kuşatılması içinde en büyük hamlelerden birisi gerçekleşmiştir. ABD, Rus-sosyal emperyalizminin en etkili olduğu alanları, en köklü tarihsel bağları olan eski “sosyalist” devletleri bu işgal ile tam anlamıyla teslim almıştır.

Ki Sırpıstanın Nato tarafından bombalanması sonrası ABD yüzünü doğuya daha güvenli şekilde dönmüş, Büyük Ortadoğu projesi için koşulların tam uygun hale gelmesini sağlamıştır. Bu etki, güç ve yeni olanaklarla ve hiç kuşkusuz belirleyen yegane “tek kutuplu güç” olma kibiriyle önce Afganistan, sonra Irak işgali ile tüm uzak asya, ortadoğu ve Afrikayı ekonomi-politikalarına uygun şekilde biçimlendirmek, Rusyayı tam kuşatmak, Çin tehlikesini minimalize etmek için başlatmıştır.

NATO, Yugoslavya’ya yönelik saldırısını ezilen ulus olan Kosavaya hamilik, Boşnakları korumak şeklinde gerekçelendirmiştir. Bu hiç kuşkusuz yalandır. Emperyalizm bu ulusları kendine bağımlı, bu ulusların burjuvalarını kendine uşak yapmıştır. Böl-parçala yönet politikası ile ulusal düşmanlaşmayı körüklemiş, bölgeyi daha küçük devletler ile daha kolay yönetilir bir biçime sokmayı amaçlamıştır. Bölgenin sosyal dokusu, çeşitli emperyalist güçlerin tarihsel ve siyasal nufuz alanı ve etkisi ABD’yi bu politikaya zorunlu kılmıştır. Bu şekilde ezilenden yana görünen, mazluma destek sunan bir imaj oluşturmakta istemiştir. Ancak Kosava’lı katil sürüsü UCK’lılar, gerici Boşnak burjuvazisinin temsilcisi İzzetbegoviç en az sırp egemenleri kadar katliamlar gerçekleştirmiş, emperyalizme bağlılık yeminleri ederek çeşitli ulus ve inançlardan yugoslav halkının geleceğini karartmıştır. Bunlar ezilen ulusları ve halkları temsil etmeyen gericiliğ, emperyalizme uşaklığı temsil eden siyasi figürlerdir.

Hiç kuşkusuz Sırp egemen burjuvaziside Yugoslavya’nın birliği adı altında gerici burjuva emellerini gerçekleştirmişlerdir. ABD ve AB emperyalizminin böl parçala yönet politikasına karşı “mağdur” gibi görünen, kendilerine “anti-emperyalist” süsü veren sahtekar  gerici burjuvalardır. Ulusal boğazlaşmayı egemenliklerini kaybetmemek için, diğer ulusların özgürce ayrılma hakkını çiğneyerek bir başka gericiliğin temsilcileri olmuşlardır. Kendi Pazar alanlarını kaybetmemek uğruna bir savaşıma girmişlerdir. Bu yönüyle ABD ve AB politikalarıyla uyumsuz bir duruma düşmüşlerdir. Ancak bu uyumsuzluk anti-emperyalistlik olarak görülmemelidir. Bugün sırp burjuvazisi bu güçlere tam bir teslimiyet içindedir. Gerçekleştirdikleri kanlı katliamlarla, diğer ulusların özgürce ayrılma hakkını gasp etmeye çalışan gericilikleriyle tarihteki yerlerini almışlardır. Emperyalist işgale direnmemiş, başka emperyalist güçlerden medet ummuş, onlardan beklediğini bulamadığı noktada ise AB ve ABD’ye karşı teslim bayrağını çekmiştir.

NATO’nun “anti-komünist” bir oluşum olarak kurulması ve 1991’de sosyalist maskelerin düşmesiyle “yeni kimlik” tanımı yapmaya çalışma sürecinde ilk saldırganlığı Yugoslavya olmuştur. 20. Yılına girdiğimiz bu saldırganlık devamında Afganistan, Irak ve daha bir çok ülkeyle devam etmiştir. Bugün, emperyalistler arasındaki çatışma olabildiğince keskinleşmiş bir şekilde sürmektedir. NATO yaklaşık 70 yıllık katliamlarına bugünde devam etmektedir. 20 yıl önce binlerce Yugoslav vatandaşını, körüklediği bir iç savaş sonrası “kurtarıcı” rolüyle savaş uçaklarıyla katletmiştir. Bugün o askeri saldırı ve işgalin bölgede tatlı karı ile karnını doyurmaktadır. Ancak halkların hafızasında emperyalizmin bu askeri saldırısı ve işgali dipdiri durmaktadır. Kuşkusuz emperyalizmle mücadele, en tutarlı mücadelenin Kpomünistlerle örgütlenmesi durumu bu hesabın tam ve kesin kapanmasına olanak verecektir. Kaybedilen devrim ve sosyalizm Marksizm-leninzim-Maoizmin yol göstericiliğinde örgütlenen komünistler ve partileri tarafından yeniden ve daha şanlı bir şekilde bu çoğrafyaya getirilecektir. Emperyalizmin kanlı ve kar amaçlı saldırılarının hesabı da ancak tam anlamıyla o zaman sorulacaktır.