Faşist diktatörlük, bir yandan ekonomik-politik kriziyle boğuşurken diğer yandan başta devrimci-demokratik güçler olmak üzere halk yığınlarına yönelik çok yönlü ve boyutlu saldırılarla bu krizini yönetmek ve süreci en az hasarla atlatmak istemektedir. Faşizmin topyekün saldırı süreci Kürt Ulusal Hareketi’nde odak noktasını bulurken, bunun yanında silahlı mücadele yürüten ve özelde gerilla mücadelesine karşı da bir imha ve yok etme biçimine bürünmüştür. Kürt ulusal haklarına yönelik faşist, işgalci ve saldırgan politikası ve şovenizm kampanyaları ile kitlelerin bilincini parçalamak, bu zehirle tüm gerici politikalarını hayata geçirmek istemektedir.

Politik Krizin Kliklerdeki Vurgunu

Türk hakim sınıfları; bölge politikaları, emperyalistler arası çelişkilerden faydalanma siyaseti ve klik çatışmaların yarattığı keskin kriz ortamı, ekonomik-siyasi kriz girdabında ve bunları yönetme biçimi ile tam bir sürüklenme hali ve belirsizlik içindedir. Özellikle emperyalist çelişkilerden faydalanma siyasetinde kaşıkla aldığını kepçeyle vermek zorunda kalmakta, bölge politikasında Kürt düşmanlığıyla keskinleşen ama esasta büyük hedeflerini parçalayan sonuçlarla karşı karşıya kalmaktadır. Egemen sınıflar arası çatışma ortamı ise durulmak bir yana, politik krizin derinleşmesine paralel olarak keskinleşmektedir. Bu noktada ittifaklar, bağlaşıklar muazzam bir dinamizm ve oynaklıkla yer değiştirmekte, en ufak gerginlikler küçük çaplı krizlerle yüzünü göstermektedir. MHP-AKP kliği Tayyip önderliğinde, Kürt düşmanı politika ve bölgesel saldırganlıkla can suyunu alırken, bu ittifakın içindeki çatlaklar bir dizi politik gelişmede kendisini kaçınılmaz olarak yüzeye vurmaktadır. Henüz bu çelişkilerin yönetilebilir bir karakteri olsa da, Kürt meselesinde ve bölgesel gelişmelerdeki, iç politika ve toplumsal çelişkileri yönetmede en ufak oynamalarda krizin tüm semptomları kendisini göstermektedir. Bu kliğin pastadan pay kapmada ciddi sorunlarla yüz yüze olduğu yerel seçim ittifakı tartışmasında apaçık ortaya çıktı. Ancak birbirine mahkum olan ve Türk hakim sınıflarının “varoluşsal” krizinin kaynaştırıcı çıkar ortaklığı, bu kliğin krizler karşısında direncini arttırmaktadır. Bunun nereye kadar ve ne kararlılıkla sürdürüleceği ise belirsizliklerle doludur.

Hakim sınıf kliklerinden CHP-İyi Parti ise güç dengelerinde hala belirleyici noktaya gelebilecek bir düzeyde değildir. Dağınık, sistemsiz ve çelişkileri yönetmede “güven” veren bir konumlanış içine girememektedir. Var olan faşist politikaları daha iyi icra edeceğine dair mücadele ve çabası, toplumsal karşılığı olmayan, aynı zamanda emperyalistler ve egemen sınıflar için şimdilik dayanak noktası haline gelebilecek bir “umut” olarak görülmemektedir. Basit bir yedek güç ve aynı zamanda çeşitli biçimlerde ve siyasal karakterde kendini gösteren muhalif ve toplumsal tepkinin çekim merkezi olma rolü icra etmektedir. Bu, kuşkusuz bir politik dizayn ve belirlenmiş iş bölümünden çok sınıfsal tutum ve konumlanışla ilgilidir. Egemen sınıfların “varoluşsal” krizine karşı kendisini bir sigorta olarak tutan bir tutum söz konusudur. Bunun dışına çıkacak dinamikleri eritmek, mas etmek ve sindirmekle sorumluluk belirlenmektedir.

Var olan topyekün saldırı egemen sınıflar açısından koşulların bir zorunluluğu, ihtiyacı ve kaçınılmazlığı olarak çıkmaktadır. Kürt meselesinde barış ve uzlaşma ile elde edilemeyen sonuçlar şimdi egemen sınıfları baskı, şiddet, işgal ve ağır bir savaş tercihine getirmiş ve Kürt hareketini bu şekilde istediği politik iklime getirme sürecine itmiştir. Ancak şiddet ve savaş politikası kuşkusuz yeni koşullar ve dengelerin aranmasını amaçlarken, bunun ortaya çıktığı durumda belirsizlik ve yeni oluşacak dengelerin ne olacağı bilinmez hal almaktadır. Verili koşullarda hakim sınıfların odaklandığı amaç Kürt hareketini ve diğer tüm toplumsal muhalefet dinamiklerini hareketsiz kılmak, bastırmak ve istediği politik koşulların sağlanmasını kolaylaştırmaktır. Bu durum ise yeni bir yönetme zorluğu getirmekte, çelişkileri boyutlandırmakta, hak ve özgürlük mücadelesinin daha güçlü mayalanmasına zemin sunmaktadır.

Topyekün saldırı ve imha süreçlerinin uzun bir dönem boyunca aynı doz, şiddet ve boyutta sürdürülmesi çok kolay bir durum değildir. Faşist karaktere sahip, baskı ve şiddet politikasını sürekli bir şekilde kullanan bir devlet için dahi topyekün saldırı ve imhanın özel ve özgün bir yapısı ve süreci vardır. Krizin derinleşmesi, bu saldırı ve yönelimin destek güçlerinin zayıflaması, yönetilmesinin zorlaşması, sonuç alınmasının uzaması ise yeni politik dengelerin habercisi niteliğinde olacaktır.

Politik Kriz, Yatay ve Dikey Biçimde Yayılıp Derinleşiyor

Türk egemen sınıfları Suriye ve Rojava politikasında ABD ve Rus emperyalistleri arasında bir pinpon topu gibi gidip gelmekte, kurulan oyunun bir aracı olarak rol üstlenme peşindedir. Bir yandan bu emperyalistlerin icazetiyle Efrin’de işgale girişirken, diğer yandan cihadist güçlerin temizlenmesinde Fırat’ın batısında Rusya’ya omuz vermekte, ABD ile Fırat’ın doğusunda pazarlık gücünü bu şekilde arttırmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşımlarındaki temel eksen ise Kürt ulusal kazanımlarının tırpanlanması ve mümkün ise yok edilmesidir. İdlib ve Minbiç politikaları emperyalistlerden belli pazarlıkla kotarılmaya çalışılan politikalardır. Özellikle askeri hamlelerdeki “başarılar” ve emperyalistlerin son kertede ezilen uluslara düşmanlık politikası ve ezen ulus lehine dümeni kıran yönelimi, Türk hakim sınıfları için lehine olacak koşullardır. Rusya’nın Suriye egemen sınıfları lehine Kürt düşmanlığına, ABD emperyalizminin uşağı Türk egemen sınıfları lehine Kürt düşmanlığına dümeni kırma zemini ve de bölge politikalarının emperyalistler açısından uzun vadeli ve büyük resme odaklı yaklaşımı faşist diktatörlük için kısa vadeli taktik kazanımlara izin vermektedir. İçerde tüm toplumsal kesimleri sindiren ve “dikensiz bir gül bahçesi” yaratmaya odaklı geçici başarıları ise onlar için olanakların ve etki alanının genişlemesine neden olmaktadır. Ancak son tahlilde faşist diktatörlük bölge politikalarını ve özelde bölgesel çaplı Kürt meselesini ve dinamiklerini dizayn edecek ne çap, ne kapasite, ne sermaye birikimi, ne politik etki ne de bir vizyon ve çekim merkezi olma özelliğine sahip değildir. Kendisi için mahkum olmaya zorunlu, belirlenen konuma hızla demirleme koşullarını daha güçlü örgütlemektedir. Şu aşamada emperyalist güçlerin belirlediği tüm sınırları zorlama, o sınırları kendi lehine aşma politikası izlemekte, bunu izlerken de agresif ve yer yer sert tutumlar almaktadır. Bunun ise bağımlı ekonomik-siyasal yapı gerçekliğinde orta ve uzun vadede karşılığı lehinde değil aleyhinde olacaktır. İşgal ve ilhak ile genişleyen alanı, politik anlamda daralmakta, emperyalistlerin yeni hamleleri onun bu çelişkilere dayanma zeminini sınırlamaktadır.

Topyekün Saldırıya Karşı, Devrimci-Komünist Bir Kutup Oluşturma Zorunluluğu

Türk hakim sınıflarının boğulması için kendi bataklığını sürekli beslediği bu koşullarda, özellikle silahlı mücadele ve özelde gerilla mücadelesine karşı yürüttüğü imha savaşı ve topyekün saldırı süreci oldukça anlaşılırdır. Zira işçi sınıfı, emekçiler, Kürt ulusu, ezilen inançlar ve milliyetler açısından ekonomik-sosyal-siyasal çelişkiler ve özgürlük istem ve taleplerini sağlayacak koşullar oldukça güçlüdür. Bu çelişkilerin öfke ve kinle birikmiş hali faşist diktatörlüğü endişelendirmektedir. Bu bağlamda bu dinamiğin devrimci özneyle, zora dayalı mücadele biçimiyle buluşması onlar için felaketin başlangıcı, ezilenler için ise bağlandığı zincirlerin parçalanması anlamına gelmektedir. Verili koşullarda kitlelerin örgütsüz, dağınık ve muhalif siyasi çizgilere yönelik güvensizliği egemen sınıflar için ciddi bir dayanak noktasıdır. Bu dayanak noktası bir yandan da reformist ve tasfiyeci anlayışlar tarafından sürekli beslenmekte, tahkim edilmeye çalışılmakta, saldırılara karşı kitlelerin direniş ve direnç noktaları yaratması yöneliminde, parlamenterist ve sistem içi alternatiflerle, umut ve beklentilerin dağıtılmasına neden olmaktadır. Sistemden kopuşu örgütleyecek ve zorlu bir sürece doğru hamle yapacak gerçek kurtuluş politikası yerine, sabır-metanet ile direnme ve barış-uzlaşma koşullarının oluşmasını beklemesi salık verilmekte, bu siyasal çizgi var olan koşullarda bir umut olarak sunulmaktadır. Kuşkusuz bu sistemleşmiş ve düşman bilincinin kırıldığı bir sınıfsal ve siyasal tutumdur. Umudu ve beklentiyi egemen sınıfların hakim kliği Tayyip-AKP’nin zayıflamasına ya da Kürt meselesinde yeni bir “çözüm, uzlaşma” zemininin yakalanmasına kodlamıştır. Kitlelerin bu kodlanmanın yer yer peşinde sürüklenmesi söz konusu olsa da umutsuzluk bu yönelimle inşa olmakta ve gerçekleşmektedir.

Buna karşı kesin ve kararlı bir çizgi önemlidir. Güncel politik gelişmelerde, bu çizginin geniş kitlelerde bir sahiplenmeye dönüşmesi, bir kutup olarak şekillenmesi hemen beklenmemelidir. Bugün partimizin örgütlemeye, ısrar ve kararlılıkla inşa etmeye çalıştığı bu devrimci çizginin sosyal-politik yaşamda karşılık bulması aynı zamanda kendi örgütsel hattında da inşa bulmasıyla ilgilidir. Partimiz sağ tasfiyeci çizginin saldırısı altından yeni çıkmıştır. Bu saldırının tüm izleri ve tahribatları örgütsel düzeyde olmasa da ideolojik-politik ve düşünsel bazda etkilerini korumaktadır. Bu tahribatı giderecek süreç ise hala devam etmektedir. Bu tahribat düşman bilincinde kırılma, uzlaşmacılığın bir örgüt kültürü olması, çizgide kararlılık ve sebat, sınıf mücadelesini bir tarihsel süreç olarak kavrama ve taktik politikaların stratejik hatta hizmetkar olma zorunluluğunu bilince çıkarma noktasında eksiklikler ve kırılmalar olarak yaşanmaktadır. Genel tasfiyeciliğin ve sağcılığın parti içinde bir kimlik ve sistematik kazanarak boy vermesi ve bir mücadele süreci örgütleyerek partiyi kuşatması küçümsenecek bir mesele değildir. Bu yüzden partideki tüm etki ve yansımalarına karşı kesin ve net bir uyanıklık ve bilinç oluşturulması elzemdir. Bu kavranmadığı takdirde devrimci çizgide, komünist hatta ısrar ve sebatın örgütlenmesi kolay olmayacaktır. Örgütsel çalışmada Bolşevik tarzın, düşünce sistematiğinde diyalektik tarihsel yöntemin, çelişkileri karşılama ve çözmede Maoist bilincin, doğruları savunmada yalnız kalsak da cüret ve ataklıkta kararlı olmada kat edeceğimiz, etmemiz gereken mesafeler vardır.

Bugün düşmanın imha saldırısına karşı partimizin gerilla güçlerinin çizgide sebatı, can bedeli duruşu tarih sayfalarına yazılmaktadır. Son üç yılda partimiz 25 şehit verme pahasına, çizgisindeki kararlılığın altını çizmiştir. Ancak bu tarih sayfalarına yazılmakla kalmamakta; bir bilince, kuşanmışlığa, hamleye ve parti ve savaş kaçkınlığına karşı partili ve devrimci duruşun harcı olmaktadır, olmalıdır. Halk savaşında ısrar, gerilla savaşında ısrar, komünist çizgi ve hatta ısrar; şehitlerimizin kararlı duruşunda, düşmanı kavrayış pratiğinde, ülke devrimine odaklı bilincinde somutlanmaktadır. Partimiz genel siyasi çizgisinde kararlı duruşu, güncel politik gelişmeler karşısında aldığı tutum, taktik politikaları şekillendirme yaklaşımı, ilkesel meselelerde konumlanışı ve diğer tüm çelişkileri çözme yöntemiyle netleşme hattında yürüyen bir kutup olma yolunda ilerlemektedir. Kamuoyunu belirleyen, işçi sınıfı, emekçiler, Kürt ulusu ve ezilen inançları etki altına alan genel eğilim ve siyasal şekillenişe karşı, devrimci bilinç ve komünist tutumuyla sürecini örgütleme derdindedir. Çelişkilerin eğilimi ve yönünü yakalama ve kitleleri o yöne doğru bilinçlendirme ve şekillendirme peşindedir. Bu noktada ısrar, kararlılık yanında umutlu bir şekilde yönelimine güvenmektedir. Zira kimilerine göre “marjinal”, kimilerine göre “dogmatik”, kimilerine göre “dinozor”, kimilerini göre “sol sekter” olarak nitelenen genel siyasi çizgisine ve rehberi olan MLM’ye sıkıca sarılmaktadır. Bu şekilde sürecini örgütleyecek, devrimci çizgisinde kararlılıkla durmayı başaracaktır. Başarmaya tarihsel olarak yazgılı olduğunun bilinciyle hareket edecek, nesnele uyumlu komünist-devrimci özne rolünü oynayacaktır. Bunu gerçekleştirmekte kararlıdır, ısrarlıdır.